Popüler / moda dedi mi, duracaksın…

177
OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Fotoğraf: Kars’a 18 yıl sonra ilk gidişim / Kars Kalesi, Mart 2002

Fransız filozof Pierre-André Taguieff’in sözüdür: « Popülizm kelimesinin başına büyük bir felaket geldi, çok popüler oldu! » der. Popüler olmak özellikle sosyal-medya çağında çok popüler olsa da, o kadar da özenilecek bir şey değil. Andy Warhol’a atfedilen “15 minutes of fame” sözü muhtemelen bunu anlatmak istiyor.

Popüler olmak, moda olmak… En azından bana göre değil, diyelim. Kimseyi suçlamadan. Kimseyi de bağlamadan. Hani neticede, herkesin zevki birinci mevki. Bir yer, bir şey popüler / moda oldu mu, ben soğurum.

1980’lerin en başında İstanbul Ortaköy’de, Dereboyu’nda küçük bir dükkânımız vardı. Bir boşluk buldum mu kaçar, sahile inerdim. Fakir fukara otururdu dökülen (pek çoğu da metruk) binalarda. Boş sokaklarda gezerdim. Denizin üstünde salaş bir kahve vardı. Burada oturur, Ortaköy fırınından aldığım kurabiyeyi banarak büyük bardakta çayımı içer, kitabımı okurdum yağmurlu, rüzgârlı kış günlerinde. Derken Ortaköy popüler / moda oldu. Ayağım kesildi. Sonraki 40 yılda bir gittim desem, yalan olmaz.

1990’ların başında işyerim Şişhane’deydi, arada kaçar Kuledibi’nde, Arnavut kaldırımlı ıssız sokaklarda gezer, gene bir kahvede oturur sabahtan beri su çekildiği için kekremiş çay içerdim. Kuledibi popüler / moda oldu, belki bir iki kere gittim, o da torunumu Galata Kulesi’ne götürmek için.

2000’lerin başında Kadir Has Üniversitesi’nde ders verirdim. Ders çıkışı acelem yoksa Cibali’nin, Balat’ın, Ayakapı’nın çamurlu, eğri büğrü, sefil sokaklarında gezinirdim.

Otomobil tamircilerinde, odun depolarında yakılan saç sobaların başına oturup, esnafın ılık ıhlamurunu içerdim. Haliç popüler / moda oldu, bir daha adımımı atmadım.

1983-84 arası bir yıl Kars’ta yaşadım. Tekrar gitmeyi çok istedim. Ancak 18 yıl sonra, 2002’de gidebildim. Haber yapmak için. Ondan sonra hiç gitmesem iki senede bir, bir yolunu bulup, ya habere, ya aylaklığa Doğu Anadolu’ya kaçardım. Erzurum’a, Van’a, Ağrı’ya, Hakkari’ye, Iğdır’a… ama mutlaka her seferinde Kars’a. Hele kışın, adamın iliklerine işleyen soğuğunda. Küçük bir otelde kalır, bütün gün sokak, sokak yürür, oturak kahvelerinde, üniversite geldikten sonra açılan öğrenci mekânlarında oturur, Hürriyet Caddesi’ndeki gıda toptancılarına takılır, ha babam tazelenen çaylarını içerdim.

Son yıllarda Kars-Ardahan popüler / moda oldu, gözümde tütüyor, ama bilemiyorum. Bir şehrin, bir mahallenin popüler / moda olması esnafın işine gelir elbet, aylak turist sayısıyla fiyatlar ve kazançlar da artar. Ama o şehir, o mahalle kimliğini hatta kişiliğini kaybeder. Uluslararası zincirler (fast-food denilen insan zehirleyiciler, iki liralık kahveyi hem de karton bardakta beş katına satan ‘cafe’ler…), otantik olacağım diye ‘kiçleşen’ dandik mekânlar…

Hasılı tadı kaçmış; ‘fakir ama onurlu’ saflığını (bekâretini diyesim geldi) kaybetmiş bir Kars bulmaktan, ‘Benim Karsım’ı sonsuza kadar kaybetmiş olmaktan korkuyorum.

Gideceğim herhalde gene ama…