Svanlar’ın Kafkas’ı

15708

Turizm, gezmek görmek, keşfetmek, tatmak yeni kültürlerle insanlarla tanışmak demek. Biz de bu yazımızda sizi, ekranınız başında bir keşfe çıkartacağız. Bir anlamda ekran turizmi bu. Gerçeği ise adım, adım gezerek, görerek, konuşarak yapıldı. Ve “özenir yaparsınız” diye size de anlatmak istedik. Tarihi bir orta çağ kasabasında, doğayla iç içe bir yürüyüş rotası var bu yazıda. Bambaşka bir deneyim için ayak izlerimizi takip edin!

Yazı Banu ACAR
Fotoğraflar: Banu ACAR Burcu CAMCIOĞLU

Svaneti, Gürcistan’ın kuzeybatısında. Svan halkının yaşadığı tarihi bir bölge. Kafkas Dağları’nın en yüksek on tepesinin yer aldığı Svaneti, Avrupa’nın da en yüksek yerleşim bölgesi olarak biliniyor. Yüksekliği 3 bin ile 5 bin metre arasında değişen Svaneti’de birçok buzul dağı var.

Mestia’da Mest Olmak

Svaneti’ye 16 kişilik doğasever trekkingçi bir ekiple gittik. Otelimiz dağların arasında kalan,

yemyeşil vadiye ve karlı dağlara bakan Mestia’nın merkezinde. Eşyalarımızı bırakıp hemen kısa bir Mestia turu yaptık. İlk gözümüze çarpan, mimari yapı. Bölgenin geleneksel taş kuleli evleri, Ortaçağ’da halkı istilacılardan ve saldırılardan korumak için yapılmış. Araplar, Moğollar, Persler, Osmanlılar. Tarih boyunca güçlü pek çok imparatorluk, ordularını Avrupa’yla Asya arasındaki sınırı oluşturan Gürcistan’a göndermiş. Ama Svan halkının Kafkas Dağları’nın dar kanyonları arasında gizlenmiş ince uzun yurdu, Rusların 19. yüzyıl ortalarında bölgeyi denetim altına almasına dek hiç fethedilememiş.

Svaneti’nin izole konumu gerek kimliğini, gerekse tarihsel değerini belirlemiş. Ayrıca

bölge olarak Svaneti o kadar güvenli bir yer ki, Gürcüler güçlü imparatorlukların saldırılarından korumak için mücevherlerini, ikonalarını, tarihi yazılarını da bu bölgedeki kiliselere ve kulelere saklarlarmış. Taş kuleli evler, ev sahibinin zenginliğini de gösterirmiş.

Göller Bölgesi

Sabah yönümüzü Mestia’nın Koruldi Gölleri bölgesine çevirerek erkenden yola çıktık. Belli bir bölgeye kadar üç arazi aracıyla gittik. Araçla yolculuğumuz yaklaşık bir saat sürdü. Ulaştığımız bölge, 2 bin 200 metre yükseklikteki Chakzagari Yaylası. Bu yayladan baktığımızda Mestia’nın görkemli doğasının ve güzel mimarisinin önümüzde göz alabildiğine uzandığını gördük. Etrafımız Ailama, Ushba ve Shkhar’a buzul dağlarının muhteşem manzaralarıyla çevrili. Bu üç dağın ortasında kalıyor. Muhteşem manzara tam bir tablo. Bol, bol fotoğraf çekmeye zorluyor insanı. Yeniden düştük yola. Buradan 9 kilometre yürüyerek 2 bin 740 metre yüksekliğe ulaştık. Mestia, ılıman olmasına rağmen genellikle çok yağış alan bir bölge. Ama şansımıza hava günlük güneşlik. Zaman zaman sıcaktan bunalsak da yürürken doğanın güzelliği hem sıcağı, hem de yorgunluğumuzu unutturdu. Yürüyüş sonunda Koruldi bölgesine ulaştık. İrili ufaklı gölleriyle doyumsuz bir manzara var karşımızda. Koruldi Gölleri’nde yemek molası verdik. Bu muhteşem manzaranın tadını çıkararak dinlenmeye koyulduk. Gölün etrafındaki atlar, inekler ve köpekler, molada bizlere eşlik etti ve neşemizi arttırdı. Dönüş yoluna koyulduk. Araçlarla Chakzagari Yaylası’ndan bu defa orman içindeki patika yolu takip ederek Mestia’daki otele döndük.

Koruldi bölgesine yolculuğumuzda, buzul dağlarının ve buzulların oluşturduğu gürül gürül nehirlerin fazlaca olduğu bir yerde olmamıza rağmen, yol boyunca karşımıza çıkan az sayıda dereden su içmemiz hiç mümkün olmadı. Çünkü buzul dağlarından gelen sular bulanık ve grimsi bir renkteydi. Mataralarımızdaki suları bitirdikten sonra saatlerce susuz yürümek zorunda kaldık.

Yürüyüş gününün sonunda suya hasret kalarak dersimizi aldığımızdan, bundan sonraki günlerde çantalarımıza fazladan su almayı ihmal etmedik. Bu kez susuz kalmadık ama daha ağır çantalarla kilometrelerce yol kat etmek zorunda kaldık.

Zuruldi Dağı

Sonraki rotamız 2 bin 340 metre yükseklikteki Zuruldi Dağı. Belli bir yere kadar araçla gidip sonrasında yürüyüşümüze Zabeshi köyünde başladık. Bu köyde yaklaşık 2 kilometre yürüdük. Hatsvali’ye giderek Zuruldi Dağı’na 15 dakikalık bir teleferik yolculuğuyla çıktık. Öğle yemeğimizi 2 bin 340 metredeki Zuruldi’de, 4 bin 711 metrelik Ushba Dağı’na karşı iştahla yedik. Biraz dinlenip yorgunluğumuzu atıp atıyor ve dönüşe geçtik.

Shkhara Buzul Dağı

Ekip dinlenmişti. Enerjimizi tekrar toplamış olarak yeni rotaya hazırdık. Hedefimiz 2 bin 100 metre yükseklikte kurulu Ushguli köyü. Ushguli’den yürümeye başlayıp Shkhara Buzul Dağı eteklerinde yürüyüşümüzü sonlandırdık. Ushguli, yıl boyunca yaşamın olduğu en yüksek köy. Köye geldiğimizde farklı bir Ortaçağ kasabasıyla yüzleştik. Etrafta otlayan domuzlar bizler için alışılmamış bir durumdu. Ushguli, Gürcistan’ın 5 bin 201 metrelik en yüksek dağı olan Shkhara Buzul Dağı’na da ev sahipliği yapıyor.

Ushguli’ye hayat veren Enguri Nehrinin kaynağı, Shkhara buzulu. 213 kilometre uzunluğundaki Enguri Nehri, Karadeniz havzasına akan nehirlerden biri. Ushguli köyü, Enguri Nehri’nin yanı başına kurulu. Ulaşımının zor konumundan ötürü, tarih boyunca türlü

saldırılara karşı direnmiş, Sovyetler döneminde bile geleneksel yaşamını sürdürebilmeyi başarmış bir yerleşim.

Ushguli’nin Svan kuleleri, 9’ncu 13’ncü yüzyıllar arasında savunma ve sığınma amaçlı inşa edilseler de, günümüzde giriş katları ahır, diğer katları ambar olarak kullanılıyor. Ushguli’de yer alan bu kuleli evler 1996 yılında UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası listesine alınmış.

Köyün içinde mola verip kısa bir tur attıktan sonra Enguri Nehri’nden akan suyun sesi eşliğinde yürüyüşümüze başladık. Yürürken etrafta atlarıyla gezen turistlere ve bizim gibi trekking yapan ekiplere rastladık.

Svaneti turizm açısından yeni gelişmeye başlayan bir bölge. Bölge önemli dağlar barındırdığı ve doğası nedeniyle dağcılar ve doğaseverler tarafından fazlaca rağbet görüyor. Turizm yeni gelişmeye başladığından buradaki restoranlar da küçük aile işletmeleri. Gürcistan’ın vizeden muaf olması da bölgeye gelen turist sayısını etkileyen nedenlerden biri.

Yürüyüş sırasında üzerimize yapışıp bizi bırakmayan atsinekleri hepimizin korkulu rüyası. Bir parça etimizi koparmadan gitmeyen bu sineklerle uzun süren mücadelemiz, turun unutamayacağımız bir hatırası oldu. Sineklerle mücadele ederek yürürken bir

bakıyoruz Shkhara Buzul Dağı’na tüm heybetiyle karşımızda. Artık dağ eteğine oturup dinlenebilecek olmamız keyif verici.

Buzullar, eğimli arazilerde yıllar boyunca biriken kar kütlesinin önce buzkar, sonra da buza

Dönüşmesi ile oluşuyor. Buzullar, okyanuslardan sonra dünya üzerindeki ikinci büyük su deposu ve en büyük tatlı su depoları olarak son derece önemli. Dünyada tatlı suyun yüzde  98,5’ini buzullar oluşturuyor.

Chalaadi Buzul Dağı

Son günümüzde, sabah erkenden yine araçlarla yola çıktık. Chalaadi Buzul Dağı’na yürüyüşümüz 5 kilometre sürdü. Rota, asma bir köprüden geçip orman içi patika yola girişimizle başladı. Patika yoldan hızlıca ilerledik. Chalaadi Buzul Dağı karşımızda.

Chalaadi Buzul Dağı dünyanın en alçak buzulu olma özelliğine sahip. Yüksekliği bin 750 metre. Bu noktada da birbirinden güzel fotoğraflar çekebilme şansı buluyoruz. Bölgeye bu son rotayla veda ediyoruz. Doğayla gerçek anlamda bütünleştiğimiz bu yolculuk, hepimizin belleğinde yer ediyor.

Ortaçağ’dan bu yana mimarisinden, geleneğinden ödün vermeyen, doğasıyla göz dolduran ve el değmemiş güzelliğiyle insanı kendine hayran bırakan yanı başımızdaki bu güzel ülkeyi bir gün sizin de keşfetmeniz dileğiyle…