Bir Videonun Bana Hatırlattıkları

2519

Turizmcilik gerçekten bir ‘maceradır. Ama çok zevklidir. Benim de, kısacık turizmcilik günlerimden muhteşem anılarım var. Geçenlerde birisi Instagram’da ‘nerede o eski günler’ mealinde (eski dediği geçen sene) bir video paylaşmış. Bir lokantada doğum günü sürprizi… 40 yıllık bir anım depreşti birden.

1980’lerin başında, bir seyahat acentesinin küçük ama işin neredeyse tamamını yapan ortağıydım. O zaman adı ‘incoming’ idi, hâlâ öyle mi bilmem, yurt dışından turist getiriyorduk. Genellikle gruplar. 35-40 yıllık bir hikâye ama tarih öncesi gibi, acenteciliği ‘far west’ dönemiydi. Anadolu’nun pek çok yerinde adam gibi tesis yoktu, yollar kötüydü, ören yerleri dökülüyordu. Hemen tamamı ‘sezonluk’ olan personel fe-la-ket-ti. (Bildiğin köylü çocukları. Senenin 7-8 ayı köylerinde hayvancılık, ziraatçılık yaparlar, yaz mevsiminde sahil şehirlerine gelip otellerde, lokantalarda resepsiyon memuru, hat hizmetlisi, garson diye çalışırlardı.)

Turizmcilik gerçekten bir ‘macera’ydı. Ama çok zevkliydi. Benim de, kısacık turizmcilik günlerimden muhteşem anılarım var. Geçenlerde birisi Instagram’da ‘nerede o eski günler’ mealinde (eski dediği geçen sene) bir video paylaşmış. Bir lokantada doğum günü süprizi… 40 yıllık bir anım depreşti birden.

Fransa’dan çok önem verdiğimiz 80 kişilik bir grup getirdik, 40 kadar senatör ve eşleri. Hem paralı (= hanutlu), hem önemli insanlar. Şov yapmak istiyoruz. Biri kadın biri erkek, tecrübeli iki rehbere verdik grubu. Gece saat 9’a doğru İzmir Çiğli Havalimanı’na inecekler. Hava limanında akşam yemeği yedireceğiz, Kuşadası’na yola çıkacaklar. Hava limanında uyduruk bir tane lokanta var, o kadar. Prestijli 80 müşteriyi kaldıracak altyapı yok. Ben önceden gittim, hazırlık yaptım, her şeyi organize ettim, menüyü belirledim, garsonlara eğitim verdim, neredeyse mutfağa girdim… Artık nefesimizi tuttuk uçağı bekliyoruz. Biraz gecikmeli de olsa indiler, polisten ve gümrükten çabuk geçtiler, yemeğe geldiler. Rehberlerimi ezmemek, havalarını bozmamak için, ama asıl ‘koca acente sahibi gelmiş burada grup ağırlıyor’ dedirtmemek için (bir sekreter ve bir ofis boy var çalışanımız ama kendimizi Türkiye’nin en büyüklerinden biri diye pazarlıyoruz.) Lokantaya kesin talimat verdim:

– Grup geldiği zaman beni kesinlikte tanımıyorsunuz. Adımı ağzınıza almak yok. Şu kapının önünde oturacağım, bir çay içeceğim (olup biteni uzaktan kontrol edebilmek için), grup benim kim olduğumu bilmesin, beni sakın açık etmeyin. Beni yok farz edin. Anlaşıldı mı?

– Anlaşıldı Serdar Bey, hiç merak etmeyin. Size dönüp bakmayız bile…

Grup geldi. O saatte başka müşteri yok. Oturdular, karınlarını doyuruyorlar. Rehberler de tembihli, onlar da benim yüzüme bile bakmadılar. Beni köşemde kimse fark etmedi.

Antreler bitti, ana yemekler yendi, sıra tatlıya gelirken pat diye salonun ışıkları söndü, ortalık zifiri karanlık oldu.

Ulan n’oluyor demeye kalmadı… Mutfağın kapısı açıldı, önde şef, arkada iki garson,

Bangır, bangır Kentucky Sisters’ın ‘Happy Birtday Toooo Youuuu” şarkısı eşliğinde, ellerinde alevler saçan meşalelerle süslü devasa bir pasta, törenle masama kadar geldiler. Şef garson önümde büyük bir reverans yaptı, “…. Restoran olarak, Serdar Devrim abimizin doğum gününü kutluyoruz, sağlık ve mutluluk diliyoruz!” diye bağırdı. (*)

Hasılı, zor şartlarda yapıyorduk turizmciliği…

(*) İşin komiği, doğum günüm de değildi, 3 ay kadar gecikmişlerdi kutlamak için.