Susuz Kalan Kuşların Çığlığı

1202

Türkiye’nin farklı yerlerindeki sulak alanlarda “Kış Ortası Su Kuşu Sayımları” (KOSKS) yapıldı. Sayımlarda sulak alanlardaki aşırı kuraklık dikkat çekti. Bu kuraklığın tehlikeli bir boyuta ulaştığını gözlemleyen bilim insanları, 2021 yılı sayımları sırasında gözlemlenen bu sonucun endişe verici, olduğunu belirterek “Kuraklıkla birlikte Türkiye’deki biyolojik çeşitlilik tehlike altında giriyor” dediler.

Her yıl dünyanın farklı kıtalarındaki sulak alanlarda eş zamanlı olarak su ve kıyı kuşlarının sayımı yapılıyor. Sulak alan ekosistemlerinin durumunun anlaşılması ve kuş türlerinin dünya ölçeğindeki sayısının belirlenerek, türlerin bölgesel göç yollarındaki dağılımın tespit ediliyor. Bu sayımlara da Kış Ortası Su Kuşu Sayımları (KOSKS) deniyor. Yüzlerce kuş gözlemcisi, araştırmacı, görevli ve bilim insanının katılımıyla gerçekleştirilen çalışmalar Türkiye’nin farklı noktalarında da yapılıyor. Gözlemlere göre, gerçek durum uluslar arası ve ulusal mevzuatlar ile tanımlanan halinden oldukça uzak.

Doğa Derneği Biyo çeşitlilik Araştırma Koordinatörü Şafak Arslan, “Bu yılki Kış Ortası Su Kuşu Sayımları sırasında sulak alanlarımızdaki kuraklığı üzülerek gözlemledik. Biyolojik çeşitlilik açısından oldukça önemli olan sulak alanlar her geçen gün kuruyor. Türkiye’deki yer altı ve yer üstü sularının azaldığı, NASA’nın geçtiğimiz ay yayınlamış olduğu haritayla da ortaya konmuştu. Geç gelen yağışlar, iklim krizi veya konutlardaki aşırı su kullanımı bunun sebebi olarak gösterilse de, asıl odaklanılması gereken sorun tarımsal faaliyetler sırasındaki su kullanımı. Su kaynaklarını etkileyen tarım deseni son yıllarda hızlı bir şekilde değişti. Susuz veya çok az miktarda su kullanılan tarım ürünleri yerini suya bağımlı tarım ürünlerine bıraktı. Suyun yeryüzündeki döngüsüne engel olacak şekilde planlanan sulama ve tarım projeleriyle, zaman içerisinde kaynak suları göllere, denizlere veya akarsulara ulaşamaz duruma geliyor. Sonrasında sulak alanlar kurumaya ve küçülmeye başlıyor. Sulak alanların kurumaya başladığı bölgeler ise tarımsal faaliyetlere açılıyor ve bu alanlara suya bağımlı tarım ürünleri ekiliyor, dikiliyor. Böyle bir döngü içerisinde yer altı ve yer üstü suları her geçen gün daha da azalıyor. Tüm dünyanın kuraklıkla ilgili yapıcı çözümler üretmeye çalıştığı bu günlerde artık susuz kalan kuşların çığlığını duymak zorundayız. Bugün İzmir’de yaşanan sel felaketi bir kez daha gösterdi ki, yaşam kaynağımız olan sulak alanlarımızı kaybetmek istemiyorsak yağmur hasadına dayalı ve havza odaklı kadim üretim yöntemleriyle, doğayla uyumlu bir tarım anlayışına yönelmeliyiz” dedi.