Bu da Benim Turist Tasnifim

1495
Serdar DEVRİM

Bugün (14 Mart Pazar günü) turizmmuhabiri’nin manşetinde olan haber beni fena tahrik etti.

Almanların sandaleti, Rusların kabalığı, İngilizlerin alkolü… Turistlerin (kötü) şöhreti nereden geliyor? diyordu başlığı. Okudunuz elbette ama Alman turistlerin ayağındaki beyaz çoraplı sandaletler, Fransızların yıkanmaması, İtalyan erkeklerinin maçoluğu ve önüne gelene sarkması, İngilizlerin sarhoşluğu, Amerikalıların cehaleti ve Çinlilerin görgüsüzlüğü… Batı ülkelerinde yaygın imajı böyleymiş söz konusu milletlerin.

Ne yazık ki haber, Türk turistlerden söz etmiyordu. Etseydi belki de, Türklerin imajının “Gittikleri kentlerde müzeleri, anıtları ve ören yerlerini alelusül gezip alışveriş merkezlerine ve ıvır, zıvır dükkânlarına hücum etmeleri” diyecekti, kim bilir? Haberde görüşlerine başvurulan İsviçreli turizm tarihi uzmanı hoca, bana kalırsa, son derece ‘hoşgörülü’ açıklamalar getirmiş bu davranışlara. Ne de olsa köşe yazarı değil adam, akademisyen. Benim de, Türkiye’de ve yurt dışı gezilerde edindiğim bir takım intibalarım var tabii bu farklı milletlerin turist olarak davranışları hakkında. Mesela İtalyanların – hele çocuklu ailelerin – çok gürültücü ve çevreye karşı saygısız olduğu, Fransızların ukalalığı, Japon turistlerin sürü şeklinde hareket ettiği, Almanların çok köşeli oluşu, Amerikalıların gittikleri ülkeyi satın almış tavrı, Rusların köylülüğü ve sarhoşluğu… Genellememek lazım elbette ama, sık görülen örnekler diyebiliriz en azından bunlara.

Bir de benim ‘turizmci’ olarak edindiğim intibalarım var, bunların dışında. Tabii 40 yıldan fazla oldu, turizm değişti, turistler değişti, insanlar değişti, dünya değişti. Ama gene de bir fikir verir sanıyorum. Dedim ya daha önce, 1980’lerin ikinci yarısında bir incoming acentemiz vardı bizim. İki ortaktık. Ben küçücük ama işin neredeyse tamamını yapan ortaktım. İkimiz de ‘frankofon’ olduğumuz için Fransa, Belçika, İsviçre gibi Fransızca konuşan ülkeler ile İtalya, İspanya, Portekiz gibi Latin ülkeleri başta, hemen bütün Avrupa’dan turist ağırlardık. O yıllarda benim bir sınıflandırmam vardı:

İsviçreliler çok iyi para verirler, çok iyi hizmet isterler, paralarının karşılığını alınca mutlu olurlar, hizmetin hakkını verirler, almazlarsa fikirlerini açık açık söylerler ve paranızı keserler.

İtalyanlar kaliteli hizmet isterler, karşılığını iyi kötü verirler, ufak tefek sorunları mesele yapmazlar, mutlu olmaya, eğlenmeye baştan hazırdırlar. Disiplinsizdirler ama ‘höt’ deyince güle oynaya sıraya girerler.

Fransızlar kaliteli hizmet isterler, özel ilgi isterler ama karşılığını vermeye kolay yanaşmazlar, beğenmemeye baştan hazırdırlar ve aka-boka şikâyet ederler. Disiplinlidirler ama kendi kafalarına göre.

İspanyollar öyle ahım şahım hizmet istemezler zaten para da vermezler. Disiplinsizdirler ama hiç olmazsa güler yüzlüdürler.

Almanlar iyi turist olurlar, iyi hizmet beklerler, iyi para verirler, çok disiplinli oldukları için ufak tefek organizasyon sorunlarını büyütmezler. Kendilerine göre bir eğlence anlayışları vardır. Yukarıda saydıklarımdan çok farklıdırlar.

Japonlar insana ‘sürü turizmi yaptığı’ intibaı verirler. Abartılı nazik görünümlü insanlardır. Sizin onları mutlu etmeniz gerekirken sanki onlar sizi teselli ve mutlu etmeye çalışırlar. Ama paralarının hesabını iyi bilirler. Çok soru sorarlar. Fotoğraf çekebildikleri sürece sorun yoktur. Sanki başka bir gezegenden gelmiş gibidirler.

Amerikalılar ise çeşit çeşittir. Koskoca bir kıta ne de olsa. Genellikle sıcak, barışık ve dost canlısıdırlar ama çıkarlarına dokunmamanız şartıyla. Cahilleri Avrupalı cahillere benzemez çok cahil olur. Cahili de Avrupa’dan çoktur.

Türk müşterimiz hiç olmadı. Bu konuda konuşmamayı tercih ederim zaten.