Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi, bu sezon insanlığın ortak belleğini yeniden sorgulatan bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Steve McCurry’nin “The Haunted Eye” (Perili Göz) adlı sergisi, fotoğrafın yalnızca bir kayıt aracı değil, aynı zamanda bir vicdan eylemi olduğuna inanan bir sanatçının kırk yılı aşan yolculuğunu gözler önüne seriyor.

1984’te çektiği meşhur ‘Afgan Kızı’nın da aralarında olduğu kariyerini şekillendiren 25 fotoğrafı ile hiç sergilenmemiş 160 eserini İstanbul’a getiren McCurry’nin sergisini hayranlıkla gezdim. Saatlerce sergide kaldım. Her fotoğrafın önünde uzun zaman geçirdim. Fotoğraflarında dikkat çeken ilk şey, bakışlardaki derinlik. O bakış, çoğu zaman bir ülkenin tarihini, bir toplumun travmasını ya da bir insanın içsel direnişini anlatıyor. Sanatçı, “İnsan yüzü, dünyanın en dürüst haritasıdır” derken, fotoğrafın özünü özetliyor aslında. Onun için önemli olan anın estetiği değil, duygunun hakikate dönüşmesi ve bu nedenle McCurry’nin karelerinde acı da var, umut da; savaşın yıkıcılığı kadar, insan ruhunun iyileştirici gücü de.

Renklerin Dili, Işığın Vicdanı
“The Haunted Eye”, McCurry’nin renk kullanımındaki ustalığı da gözler önüne seriyor. Hindistan’ın parlak turuncuları, Afganistan’ın tozlu tonları, Burma’nın yeşil tarlaları… Her bir renk, yalnızca bir kompozisyon unsuru değil, bir hikâye taşıyıcısı. Fotoğrafın ışığı ise McCurry için yalnızca teknik bir unsur değil; ışık, görünmeyeni görünür kılan etik bir sorumluluk.
McCurry, her zaman fotoğrafın “tanıklık” görevine vurgu yapmış. Ona göre bir kare, bir anı dondurmakla kalmıyor; bir insanın varlığını, bir toplumun sesini tarihe kazıyor. Bu nedenle onun çalışmaları, gazetecilikle sanatı buluşturan nadir örneklerden olduğunu çok iyi biliyorum. “Fotoğraf, gördüğümüzle hissettiğimiz arasındaki ince çizgidir” diye sözünü de hiç unutmuyorum usta deklanşörün…

Tophane-i Amire’de Sessiz Bir Diyalog
Tarihi dokusuyla İstanbul’un kalbinde yer alan Tophane-i Amire, McCurry’nin imgeleriyle birleşince adeta bir sessiz diyalog mekânına dönüşmüş. Sergi salonuna adım atan izleyici, yalnızca fotoğraflara bakmıyor; o fotoğraflar da ona bakıyor. Bu karşılaşma, bir an için zamanın akışını durduruyor. Sanki dünya, o karelerde nefes alıyor.

Sanatçı bu sergisinde kariyerini şekillendiren fotoğrafları sanatseverler görsel bir ziyafet sunuyor. Bu büyük fotoğrafçının kariyeri ikonlaşmış imgelerle adeta zamana meydan okuyan eserleri de bu sergi başka bir okuma öneriyor.

Görüntülerin derinliklerine inen sınırları yeniden çizen bu eşsiz arşive yeni bir bakışla yorumlayan bir yolculuk başka bir dünyayı başka bir anlatma biçimini keşfetme çağrısı burası. İnsanlık kendi yıkımını estetik bir haz olarak yaşayacak kadar kendine yabancılaştırdıysa belki de artık ona daha dikkatli bakmanın ve onu gerçekten tanımanın zamanı gelmiş olduğunu anlatıyor McCurrty… Bu sergi McCurry’nin yalnızca tanıklık değil, empati üreten bir sanatçı olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Onun objektifinde insan, ne kahraman ne de kurban; yalnızca insan. Bu yüzden ben McCurry’nin fotoğraflarına baktığımda, kendi bakışımı gördüm… Sergi 30 Kasıma kadar açık kalıyor.


