İstanbul’da turistlerin en yoğun ziyaret ettiği tarihi bölgelerden birinin içinde, çoğu ziyaretçinin birkaç saat ayırarak geçip gittiği ancak aslında başlı başına bir kültür yolculuğu sunan bir adres var: İstanbul Arkeoloji Müzeleri.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde ziyaretçileri Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Yakın Doğu’dan Mısır’a uzanan geniş bir coğrafyanın geçmişiyle karşılıyor. Şimdi bu büyük müze kompleksi, yıllara yayılan restorasyon ve yenileme çalışmalarının ardından farklı bir ziyaretçi deneyimine hazırlandı. Değişimin en dikkat çekici ayrıntısı ise Çinili Köşk’ün dış cephesindeki yaklaşık 54 bin çininin tek tek ele alındı. Köşk’ün dış cephesinde bulunan çiniler temizlendi sağlamlaştırıldı onarımları yapıldı.
Giriş Gülhane’den Oldu
Yeni düzenlemenin en önemli değişikliklerinden birisi müzenin ana girişinin Gülhane Meydanı’na taşınması oldu. Bu ayrıntı ilk bakışta teknik bir düzenleme gibi görünüyor. Oysa İstanbul’un kültür turizmi açısından bakıldığında farklı bir anlam taşıyor. Çünkü müze artık çevresindeki tarihi dokudan kopuk bir yapı gibi değil, Gülhane’den başlayarak ziyaretçiyi tarih boyunca ilerleten bir güzergâhın parçası olarak karşılıyor. Bunun en somut örneği ise Gülhane Meydanı ile müze arasındaki Osman Hamdi Bey Yokuşu’nda 38 arkeolojik eser açık teşhirle ziyaretçiye sunuluyor. Müze avlusunda da yaklaşık 140 eser açık alanda görülebiliyor. Böylece ziyaretçinin müzeyle karşılaşması kapıdan içeri girdikten sonra değil, daha yol üzerinde başlıyor. Bu da İstanbul gibi tarihî dokusu sokaklarında yaşayan bir şehir için oldukça anlamlı. Bu eserler İstanbul’un yalnızca Roma, Bizans ve Osmanlı tarihinden ibaret olmadığını hatırlatıyor turistlere..

Kültür Turizmi İçin Önemli.
İstanbul’a gelen turist için Sultanahmet ve Tarihi Yarımada zaten başlı başına bir çekim merkezi. Ayasofya, Topkapı Sarayı, Sultanahmet Camii ve çevresindeki tarihi yapılarla birlikte İstanbul Arkeoloji Müzeleri de bu büyük kültür rotasının duraklarından birisi. Müzenin yeni düzenlemesiyle birlikte burada başka bir fırsat ortaya çıktı. Müze artık yalnızca ziyaret edilip çıkılacak bir bina olmaktan çıkarak, çevresindeki tarihi alanlarla birlikte deneyimlenebilecek bir kültür alanına dönüştü.
Birkaç Saatte Binlerce Yıl
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin yenilenmesi müthiş bir restorasyon. Burada ayrıca tarihi mirasın nasıl korunacağı da anlatılıyor. Çünkü 54 bin çini korunuyor. Yüzlerce eser açık alanda ziyaretçiyle buluşuyor. Tarihi yapılar güçlendiriliyor. Sergileme sistemleri yenileniyor. Giriş ve ziyaretçi dolaşımı yeniden düzenleniyor. Bunlar yalnızca yenilenmiş bir müze değil; İstanbul’un kültür turizmi açısından daha güçlü bir durak oluşturma potansiyeli. Bilindiği gibi İstanbul zaten dünyanın en büyük tarih sahnelerinden biri. Şimdi mesele, bu sahnenin içindeki hikâyeleri ziyaretçiye daha iyi anlatabilmek. İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ndeki yeni dönem de tam olarak bu noktada önem kazanıyor. Çünkü müzeler yalnızca geçmişi saklayan yerler değil; geçmişi bugünün insanına anlatan hafıza mekânlarıdır. Ve İstanbul’da bu hafızanın anlatacak çok uzun bir hikâyesi var.

NANCY’nin Önerisi
1. Ziyareti aceleye getirmeyin: İstanbul Arkeoloji Müzeleri tek bir müzeden oluşmuyor. Klasik Müze Binası, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk’ü birlikte düşünerek birkaç saatlik bir program yapmak daha doğru olur.
2. Çinili Köşk’ü özellikle görün: Yaklaşık 54 bin çininin konservasyon sürecinden geçtiği Çinili Köşk, müze kompleksinin en dikkat çekici duraklarından biri. Yapının kendisine ve yeni sergileme düzenine ayrıca zaman ayırmak gerekiyor.
3. Müze avlusunu atlamayın: Ziyaret yalnızca kapalı salonlardan ibaret değil. Avludaki açık teşhir alanlarında yaklaşık 140 arkeolojik eserle karşılaşmak mümkün. Osman Hamdi Bey Yokuşu üzerindeki eserler de rotanın önemli parçalarından.
4. Gülhane’yi programın içine katın: Müzeyi tek başına ziyaret etmek yerine Gülhane Parkı, Gülhane Meydanı ve tarihi yarımadanın diğer duraklarıyla birlikte planlamak, İstanbul’un tarihini daha bütünlüklü görmenizi sağlar.
5. “Eserleri görmek” yerine hikâyelerini takip edin; Bu müzede asıl zenginlik yalnızca vitrindeki eserlerde değil. Antik Yakın Doğu’dan Anadolu uygarlıklarına, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine uzanan hikâyeleri birlikte okumaya çalışın. Böyle baktığınızda ziyaret, sıradan bir müze gezisinden çıkıp binlerce yıllık bir zaman yolculuğuna dönüşüyor.

