Kadıköy’ün Moda Caddesi’nde, 63 numarada bir apartman var. Adı Kuğu Gölü. Modanın eski apartmanlarından sadece birisi bu Kuğu Gölü. Biraz eski, sıradan 4 katlı bir apartman.

Her gün önünden binlerce kişi geçiyor. Önünden geçenler fark etmiyorlar bile bu apartmanı. Çünkü diğerlerinden hiç farkı yok, dış görünüş olarak. Apartman caddenin kenarında. Cadde gece gündüz vızır, vızır. Hem insan hem de araç trafiği yoğun burada. Yıllardır da devam ediyor bu keşmekeş.
Kaldırımlar ise insanlarla dolu. Bu insanlar Her gün kendi telaşı içinde akıp gidiyorlar, işlerine, vapurlara koşuyor, kafelere dağılıyor. Araçlar ve yayalar bir canlılık bir hareket getiriyor bu caddeye. Ancak ne yayalar ne de araçları ile geçenler Moda’nın bu eski apartmanı Kuğu Gölü’ndeki farklığı fark etmiyor… Oysa 63 numarada, zamanın durduğu bir daire var. Kuğu Gölü Apartmanı’nın üçüncü katındaki daire diğer dairelerden çok farklı. Çünkü bu dairede bir hüzün bir yalnızlık barınıyor. İçinde eski sahipleri artık yok. Ama yıların yaşanmışlığı şimdi de devam ettiriliyor. Gelin sizinle hem yalnız hem de sesiz olan bu daireyi gezelim.

Asansörden 3’ncü katta inip sola dönünce karşınıza bir kapı çıkıyor. Üzerinde bir isim yazılı: Adnan Ataşer. Kapının ardında sesler varmış gibi geliyor. Birkaç kişinin konuştuğunu, belki de evin sakinlerinin birazdan kapıyı açacağını düşünüyorsunuz. Zili çalmadan önce bir an durup kulak kabartıyorsunuz. Ama yanılıyorsunuz. Hem de çok… Çünkü bu ev artık bir ailenin yaşadığı sıradan bir konut değil. Burası, içinde bir ailenin hayatının izlerini taşıyan bir “hafıza evi.” Bugünkü adıyla Moda63. Kapıdan içeri adım attığınız anda yalnızca başka bir mekâna değil, başka bir zamana geçiyorsunuz. Evin çok eski mobilyaları yerli yerinde. Tüm eşyalar bırakıldığı yerde. Duvarlar, koridorlar, odalar ve hatta gündelik hayatın küçük ayrıntıları, yıllardır süren bir sessizliğin içinden bugüne bakıyor. Sanki evin sakinleri biraz önce dışarı çıkmış da birazdan geri dönecekmiş gibi…

Bir Ailenin Yarım Kalan Hikâyesi
Bu ev, 1920 doğumlu Adnan Ataşer ile 1917 doğumlu eşi Mükevven Ataşer’in yuvasıydı. Çift, 1950 yılında dünyaya gelen kızları Füsun’la birlikte yıllar boyunca burada yaşadı. Moda’nın özellikle 1960’lı ve 1970’li yıllarda en hareketli dönemlerinden birine tanıklık ettiler bu evde. Bir çekirdek ailenin gündelik hayatı, sevinçleri, telaşları, küçük mutlulukları ve zamanla büyüyen sessizlikleri bu duvarların arasında birikti. Sonra hayat, ailenin hikâyesini başka bir yöne çevirdi.

Adnan ve Mükevven Ataşer’in tek çocukları Füsun, sinema eğitimi almak için Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Ancak burada geçirdiği bir trafik kazası hayatını değiştirdi. Kazanın ardından yürüyemez hâle gelen Füsun Ataşer, yaşamının geri kalanını tekerlekli sandalyeyle sürdürmek zorunda kaldı. Yıllar geçti. Önce anne Mükevven Hanım 1989, ardından baba Adnan Bey 2008’de hayatını kaybetti. Anne ve babasının ölümünün ardından yalnız kalan Füsun Ataşer ise bu kez kanserle mücadele etmeye başladı. Ve 2018 yılında bu zalim hastalığa yenildi…
Bir zamanlar kahkahaların, aile sohbetlerinin ve gündelik hayatın sesleriyle dolu olan ev, aile fertlerinin birer birer yitirilmesi ile giderek sessizleşti. Ancak Füsun Ataşer, hayatının son döneminde bu evin geleceğini düşündü. Üsküdar Amerikan Lisesi’nde yatılı okuduğu yıllarda tanıştığı ve çok sevdiği arkadaşı Banu Bengü’den bir istekte bulundu: Ölümünden sonra evin Nesin Vakfı’na verilmesini istedi. Füsun Ataşer’in vasiyeti ve Banu Bengü’nün emeğiyle ev, 2021 yılında Nesin Vakfı’na geçti. Ve belki de bu noktada sıradan bir evin hikâyesi, bambaşka bir hikâyeye dönüştü. Eşyaların yerini değiştirmeden…
Müze Değil Hafıza Evi
Vakıf ilk başta bu evi gelir getirici bir gayrimenkul olarak değerlendirmeyi düşündü. Ancak eve girildiğinde plan değişti. Çünkü karşılarında yalnızca bir daire değil, neredeyse dokunulmadan bugüne ulaşmış bir hayat vardı.Nesin Vakfı Genel Müdür Yardımcısı Sercan Aygül, evin kendilerinde yarattığı etkiyi anlatırken yaşadıkları şaşkınlığı şu sözlerle ifade ediyor: “Evi görüp dakikalarca şok içinde kaldık. Evin ruhu hepimizi etkiledi. Duvarlardaki izler, eşyaların yerli yerinde duruşu ve evin hâlâ koruduğu zarafet… Sonunda karar verdik. Eşyaların yeri değiştirilmeyecekti. Ev, bir müzeye dönüştürülmeyecekti. Çünkü burası bir müze değil, hafıza evi olacaktı. Moda63, bir müze değil zaten; ‘hafıza evi’. Evi böyle adlandırıyoruz. Ve belki de Moda63’ü farklı kılan en önemli nokta tam olarak burada başlıyor. Müzelerde çoğu zaman geçmiş, cam vitrinlerin arkasından izlenir. Buradaysa geçmişin içine giriyorsunuz. Bir sandalyenin yanından geçiyorsunuz. Bir masaya bakıyorsunuz. Mutfaktaki bir bardağı görüyorsunuz. Duvarlardaki izlere gözünüz takılıyor. Ve bütün bunlar size bir ailenin yıllar önceki gündelik hayatından küçük bir parçayı anlatıyor” diyor Aygül…

Ev Yeniden Nefes Almaya Başladı
Moda63’ün koordinatörü Hande Alpaslan’a göre burası yalnızca geçmişe bakan bir mekân değil; geçmişle bugün arasında yeni bağlar kuran yaşayan bir alan. “Moda63 hem geçmişle bağ kuran hem de bugünün insanlarını bir araya getiren bir yer. Moda’da böyle bir mekân yoktu. İnsanlar buraya geldiğinde kendini iyi hissediyor. Evde düzenlenen etkinlikler de bu anlayışın bir parçası oldu. Ücretsiz atölyeler, mini dinletiler, söyleşiler ve mahalleliyi bir araya getiren farklı etkinlikler düzenliyoruz. Evin ön tarafı bugünün seslerine açılırken, arka odalar sessizliğini koruyor. Arka odalar ise sessiz bir hafıza alanı olarak korunuyor. Ön taraf şehir gürültüsüne, arka taraf ise sokağın sessizliğine bakıyor” sözleriyle anlatıyor bu karşıtlığı.

Koridor Sergi Alanı
Ailenin çok özel olmayan ama bir dönemin gündelik hayatını anlamamızı sağlayan mektupları burada ziyaretçilerle buluşuyor. Böylece ev, geçmişi saklayan bir mekân olmaktan çıkıp geçmişi bugünün insanlarıyla buluşturan bir yere dönüşmüş. Bu evin hafızasında binlerce iz var. En dikkat çekici taraflarından biri ise yalnızca evin kendisi değil. Evin içinde yıllardır biriken arşiv.
1930’lara kadar uzanan bu arşivin içinde bin 900 mektup binlerce fotoğraf, eşya bulunuyor. Füsun Ataşer’in Amerika’da yaşadığı yıllarda ailesiyle iletişim kurmak için gönderdiği 90 adet ses kasetleri de bu arşivin önemli parçalarından. Bütün bu malzeme tek tek tasnif edilmiş, fotoğraflanmış ve dijital ortama aktarılmış. Şimdi ise yeni bir fikir üzerinde çalışılıyor:
Eşyalar Kendi Hikâyelerini Anlatıyor
Yeni fikir şöyle; “Ziyaretçiler kulaklıklarını takıp evin içinde dolaşırken web sitesi üzerinden eşyaların kendi hikâyelerini dinleyebiliyor.. Aralarında ünlülerinde bulunduğu 36 sanatçı evin eşyalarını seslendirdi. Eşyaları konuşturdu. Örneğin masa kendi hikâyesini anlattı. Mutfaktaki bardak başka bir anıyı fısıldadı…
Böylece herkes evi kendi temposunda, kişisel bir deneyimle gezecek. Belki de bu yüzden Moda63’e girdiğinizde yalnızca bir eve bakmayacaksınız. Bir masanın etrafında toplanmış bir ailenin sesini duyacaksınız. Bir fotoğrafta hiç tanımadığınız insanların yüzlerine bakacaksınız. Bir mektubun satırlarında yıllar önce söylenmiş bir cümleye rastlayacaksınız. Ve hiç tanımadığınız Füsun’un hayatına, onun anne ve babasına, onların gündelik yaşamına birkaç dakikalığına ortak olacaksınız.
Hayatın bıraktığı iz
Moda63’ün hikâyesinde bir başka tesadüf daha var. Ev, vakfa devredildikten sonra yapılan ilk çalışmalardan biri bir çekim oldu. Masumiyet Müzesi dizisinin bir bölümü bu evde çekildi. Daha da ilginci, evin gerçek sahibinin adı Füsun Ataşer’di. Dizide ise Füsun karakterinin annesinin evi olarak yine bu ev kullanıldı. Gerçek hayatla, kurmacanın aynı duvarlarda buluştuğu küçük ama oldukça anlamlı bir tesadüftü bu…

Ev Tiyatro Sahnesi Oluyor
Bu arada evin içi insan dolu. Çünkü tiyatro sanatçıları provalar yapıyor. 15 Ekim’de evin içi tiyatro salonuna dönüşecek. Oyunu bu ev için Ahmet Sami Özbudak yazdı. Oyunun adı apartman ile aynı. Monologlar Müzesi Kuğu Gölü. 7 sanatçı rol alacak. Oyun salon ve 3 odada aynı anda oynanacak. Salon ve 3 odaya 6’şer kişilik seyirci grupları alınacak.

Aile Yok Ama Hayat Orada
Bugün Kuğu Gölü Apartmanı’nın üçüncü katındaki o tahta kapının ardında artık bir aile yaşamıyor. Ama bir ailenin hayatı hâlâ orada. Eşyaların üzerinde, fotoğrafların içinde, mektupların satırlarında, duvarların izlerinde… Ve belki de Moda63’ün asıl hikâyesi tam burada başlıyor. Çünkü bazı evler insanlar taşındığında boşalmaz. Bazı evler, içinde yaşayanlardan sonra da yaşamaya devam eder. Moda63 de onlardan biri. Bir zamanlar Adnan, Mükevven ve Füsun Ataşer’in yuvası olan bu ev, bugün hiç tanımadığı insanların geçmişe dokunabildiği bir hafıza alanı. Kapısını açtığınızda sizi karşılayan şey yalnızca eski bir ev değil. Bir ailenin yarım kalmış hikâyesi ve zamanın unutmamayı seçtiği bir hayat.

