Pahalı ama sıradan olmak mı? Özgün ve sürdürülebilir olmak mı? İşte bütün mesele bu…

Geçtiğimiz günlerde kaleme aldığım yazıda, Türkiye turizminin en önemli çelişkilerinden birine dikkat çekmiştim: Yüksek profilli turist çekme hedefi ile düşük ücretli çalışanlar ve düşük profilli yönetim anlayışı arasındaki gerilime vurgu yapmıştım.
Türkiye artık ucuz bir destinasyon değil; fiyatlar yükseldi, müşteri beklentisi arttı. Ancak hâlâ düşük maliyetli iş gücü ve patron tercihiyle göreve gelen tecrübesiz yöneticiler üzerinden “lüks” yaratmaya çalışıyoruz. Bu tartışma aslında çok daha geniş bir küresel dönüşümün parçası. Çünkü artık sadece Türkiye değil, dünya çapında lüks turizm ve lüks markalar yeni bir sınavla karşı karşıya: fiyat yükseldi ama deneyimler sıradanlaştı. Son dönemde yapılan araştırmalarda ultra yüksek gelirli müşteriler (UHNW) çok net bir mesaj veriyor: Aynı deneyimlerden sıkıldılar. Yeni trend söyle:
Parayla alınabilen her şey artık beklenti, ayrıcalık değil. Özel adalar, şampanyalar, Michelin restoranları, Formula 1 locaları… Hepsi birbirinin tekrarı. Bu müşteri profili, artık satın alınamayan şeylerin peşinde. Sadece pahalı değil, özgün olmak. Sadece büyüklük değil, incelik sunmak. Sadece fiyat yükseltmek değil, hayal gücü ve farklılıkla değer yaratmak

